İçeriğe geç
Hibrit Dil Akademisi

Akademik İngilizce

Konferans sunumunda asıl sınav soru-cevap kısmında başlıyor

Sunumu ezberleyen akademisyen soru gelince neden donuyor, o birkaç saniyede ne söylenir ve yüz yüze provalarımızda bu anı nasıl çalışıyoruz.

Yayın
Güncelleme
Okuma
6 dakika
Yazan
Hibrit Dil Akademisi eğitim birimi
Bu sayfada
  1. Soru gelince neden donuyoruz
  2. Zaman kazanmanın dürüst yolları
  3. Tekrar istemek ve bilmediğini söylemek
  4. Tonlama ve vurgu
  5. Sık duyduğumuz küçük kayışlar
  6. Yüz yüze provalarımız nasıl geçiyor

Uluslararası bir toplantıda sunum yapacak akademisyenlerin çoğu hazırlığın neredeyse tamamını slaytlara ve sunum metnine ayırıyor. Metin ezberleniyor, telaffuzu zor kelimeler işaretleniyor, süre tutuluyor, slaytlardaki yazım hataları son kez kontrol ediliyor. Sonra oturum başkanı We have time for a couple of questions diyor ve hazırlanmamış tek bölüm başlıyor. Derse gelen katılımcıların bize anlattığı kötü anıların neredeyse hepsi bu birkaç dakikada geçiyor.

Soru gelince neden donuyoruz

Sunum metni sizin seçtiğiniz kelimelerden oluşuyor. Soru ise başkasının aksanıyla, başkasının hızıyla geliyor. Soruyu soran kişi çoğu zaman önce kendi çalışmasından iki cümle bahsediyor, sonra asıl soruyu cümlenin sonuna saklıyor. Türkçede de olur bu, ama ana dilinizde ana fikri yakalamak için çaba harcamıyorsunuz.

Donmanın bir nedeni de şu: Akademisyen, cevabı bildiği halde onu İngilizce kuracak cümleyi o anda bulamayacağından korkuyor. Bu korku, ilk saniyelerde hiçbir şey söylememeye dönüşüyor ve salondaki sessizlik her saniye biraz daha ağırlaşıyor. Oysa o ilk saniyelerde söylenecek şeyler büyük ölçüde kalıp ve önceden hazırlanabilir.

Çevrim içi katılımın olduğu toplantılarda işler bir adım daha zorlaşıyor. Soruyu çoğu zaman oturum başkanı sohbet penceresinden okuyor, kendi aksanıyla ve aceleyle. Salondaki hoparlörden gelen ses de iyi değilse soruyu ilk seferde anlamak gerçekten zor. Böyle bir durumda soruyu yazılı görmek istemek hiç garip karşılanmıyor: Could you read the question once more, or show it on the screen? Bu cümleyi daha önce hiç kurmamış olan katılımcı, o anda onu kurmak yerine tahminle cevap vermeyi seçiyor.

Zaman kazanmanın dürüst yolları

Her soruya That's a good question diye başlamak, üçüncü sorudan sonra dinleyiciye mekanik geliyor. Daha işe yarayan, soruyu kendi cümlenizle geri vermek: So if I understand you correctly, you're asking whether the effect holds for older participants. Bu cümle size birkaç saniye kazandırıyor. Bir de soruyu yanlış anladıysanız soran kişiye düzeltme fırsatı veriyor.

Düşünmek için açıkça izin istemek de kabul gören bir şey. Let me think about that for a moment dedikten sonra iki saniye susmak, kekeleyerek hemen cevaba girmekten çok daha güven verici görünüyor. Bunu provada birkaç kez denemeyen kişi gerçek oturumda yapamıyor, çünkü sessizlik insana olduğundan uzun geliyor.

Tekrar istemek ve bilmediğini söylemek

Soruyu anlamadıysanız tekrar istemek bir zayıflık değil, salonda herkes bunu yapıyor. Sorun, nasıl istendiğinde. Can you repeat again? cümlesinde again fazlalık; repeat zaten tekrar demek. Sorry, could you say the last part again? ya da I didn't quite catch the question çok daha doğal duruyor. Sorunun bir kısmını anladıysanız o kısmı söyleyin: I got the part about sampling, but could you repeat what you said about the second group?

Bilmediğinizi söylemek ise Türk akademisyenlerin en çok zorlandığı an. Bazıları cevabı bilmedikleri soruda uzun ve konudan uzaklaşan bir açıklamaya giriyor. Dinleyici bunu fark ediyor. Kısa ve dürüst bir cevap çok daha iyi karşılanıyor:

  • I haven't looked at that specifically, but it would be worth testing.
  • That's outside the scope of this study. I'd be glad to talk about it after the session.
  • I don't have the figures with me, but I can send them to you.
  • Honestly, I'm not sure. My guess would be that the effect is smaller, but we haven't tested it.

Tonlama ve vurgu

Türkçe konuşanların İngilizcede en çok yanlış anlaşıldığı yer kelimeler değil, ses. Türkçede cümle sonu genelde düz ya da hafif düşük biter. İngilizce cevapta bu düzlük ilgisizlik ya da sıkılmışlık gibi algılanabiliyor. Öbür yandan, emin olunan bir cümlenin sonunu soru gibi yükseltmek de cevabı belirsiz gösteriyor.

Provada bunun için tek bir cümleyi farklı vurgularla söyletiyoruz. We didn't measure that cümlesinde vurgu didn't üzerindeyse bir eksikliği kabul ediyorsunuz; that üzerindeyse başka bir şeyi ölçtüğünüzü ima ediyorsunuz. Katılımcıların çoğu bu farkı ilk kez sesli denediklerinde fark ediyor.

Sık duyduğumuz küçük kayışlar

Gergin anda yapılan hatalar, rahatken yapılmayan hatalar oluyor. Provalarda en çok bunları duyuyoruz:

  • I will explain you the method yerine I'll explain the method ya da I'll explain it to you.
  • We can discuss about this later yerine We can discuss this later; discuss edat almıyor.
  • Görüş bildirirken According to me demek; bunun yerine From my perspective ya da I'd argue that daha doğal.
  • I am agree with you yerine I agree with you.
  • Soru sahibine dönüp Did I answer? demek yerine Does that answer your question?

Bu hataları bilmek onları gergin anda yapmamayı sağlamıyor. Sağlayan şey, doğru biçimin ağızda birkaç kez dolaşmış olması.

Yüz yüze provalarımız nasıl geçiyor

Soru-cevap çalışmasını uygulamadaki canlı derste de yapıyoruz, ama asıl provayı şubede, yüz yüze derste yapmayı tercih ediyoruz. Ekran üzerinden gelen soru ile salonun öbür ucundan, ayakta duran birinden gelen soru aynı gerginliği yaratmıyor. Katılımcı sunumunun kısaltılmış bir sürümünü ayakta anlatıyor. Gruptaki diğerlerinin elinde önceden hazırladığımız soru kartları oluyor.

Kartlardan biri her zaman uzun bir yorum yapıp sonunda belirsiz bir soru soran dinleyiciyi canlandırıyor. Bir diğeri sunucunun bilemeyeceği bir rakamı soruyor. Bir başkası soruyu bilerek hızlı ve yarı yutarak söylüyor. Bazen de kartta hiç soru yok, yalnızca bir itiraz var: I'm not sure your sample supports that claim. Prova bittiğinde öğretmen hatayı değil, katılımcının ilk üç saniyede ne yaptığını not ediyor. Çoğu kişi ikinci provada ilk saniyeleri doldurmayı öğrenmiş oluyor.

Bu çalışma ancak elinizde bir sunum ya da yakın bir toplantı tarihi varsa verimli oluyor. Genel konuşma becerisini toparlamak isteyenler için akademik İngilizce programı doğru başlangıç olmayabilir; bunu ön görüşmede birlikte değerlendiriyoruz. Yüz yüze derslerin hangi düzende yapıldığını hibrit eğitim modeli sayfasında görebilir, uygun gruba yerleşmek için ön başvuru formunu doldurabilirsiniz.